Refik Anadol

    Veriyi bir malzeme, makineyi bir hayal ortağına çeviren sanatçı!

    Refik Anadol’un işlerine bakınca ilk hissedilen şey “güzel bir görsel” değil, bir soru olur. Sanatın malzemesi değişirse, algımız da değişir mi? Onun kışkırtıcılığı tam burada başlar. Çünkü Anadol, tuvalin yerine veri setlerini, fırçanın yerine algoritmaları, atölyenin yerine devasa mimari yüzeyleri koyar. Böylece “herkes böyle yapıyor” cümlesini bozan yeni bir sanat dili kurar.

    Dünyada onu geniş kitlelerle buluşturan işlerinden biri, New York’taki MoMA’da sergilenen “Unsupervised” oldu. Bu çalışma, MoMA koleksiyonundan oluşan büyük bir görsel arşivin yapay zekâ tarafından “yorumlanması” fikri üzerinden ilerler. İzleyiciye tek bir sabit eser değil, sürekli değişen, canlı bir deneyim sunar. MoMA, bu işi “200+ yıllık koleksiyonun yapay zekâ ile yeniden yorumlanması” olarak tanımlar. Refik Anadol Studio ise aynı projenin, “kolektif görsel hafıza” ve makine zekâsını bir tür ortak yaratıcı alan olarak ele alan uzun soluklu araştırmanın parçası olduğunu vurgular.

    Anadol’un işleri sadece “teknolojiyle sanat” değildir. Daha rahatsız edici bir soruyu masaya getirir: Bir makine rüya görebilir mi? Ve daha önemlisi, bu rüya “insanlığın görsel hafızasından” beslenirse, ortaya çıkan şey kime aittir? 

    Bu sorular, izleyiciyi konfor alanından çıkarır; sanatın telif, yaratıcılık ve üretim tanımlarını yeniden düşünmeye zorlar. WIPO’nun 2024’teki söyleşisi de “Unsupervised”ı “sonsuz, sürekli rüya gören bir yapay zekâ deneyimi” gibi tarif ederek bu yaklaşımın altını çizer.

    1. HGÖ’de Refik Anadol’a verilen Kışkırtıcı Hayal Gücü Ödülü, hayal gücünü veriyle buluşturup sanatın sınırlarını genişlettiği, yeni bir bakış açısını kültürel alana taşıdığı ve “başka bir yol var” hissini güçlü biçimde uyandırdığı için verildi.

    Social Share